Categories
Obezite

Obezite ve Diyabet İçin Ketojenik Diyet

Ketojenik diyet, son zamanlarda obezite ve tip 2 diyabet tedavisi vaadiyle büyük ilgi görmüştür. Bununla birlikte, potansiyel yararları için olan heyecan, bu koşullar için kullanımını destekleyen mevcut kanıtları geçiyor. Başka türlü tedavi edilmesi zor hastalıklar için potansiyel olarak yeni bir yaklaşım önermek harika olsa da, hastalara gereksiz zarar ve masrafları önlemek, diyetin riskleri, yararları ve uygulanabilirliği için değerlendirmemize bağlı kalmak önemlidir.

Ketojenik diyet veya keto diyet, Paleo ve Atkins diyetleri gibi yeni bir dizi düşük karbonhidrat diyetinden sonra popülerlik kazanmıştır. Ketojenik diyet, diğer düşük karbonhidratlı diyetlerden benzersizdir, çünkü diyetin takipçilerinin hemen hemen tüm karbonhidratları bırakmaları, fazla proteinden kaçınmaları ve yüksek düzeyde yağ tüketmeleri (genellikle tüketilen kalorilerin % 70’ini aşması) önerilir, ketonların üretimi ile sonuçlanır, bu diyete ismini verir. Düşük karbonhidratlı diyetlere duyulan ilgi, bazılarının düşük yağlı bir diyetin obezite artışını önleme konusunda başarısız olduğunu ve tip 2 diyabetin artmasıyla ilişkili olduğunu düşünmesinden dolayı ortaya çıktı. Bu inanç , modern Amerikan diyetinin yağ bakımından gerçekten düşük olmaması (toplam kalorinin% 30’undan az olarak tanımlanan) gerçeğinden dolayı yalanlandı. Daha önemlisi, 1970’lerin başından 2000’lerin başlarına kadar, Amerikalılar toplam enerji tüketimini günde en az 240 kalori kadar arttırdı (tahminler yöntem ve kaynağa göre değişir), muhtemelen kilo alımına ve diyabet insidansının artmasına katkıda bulundu.

Ketojenik diyet, kilo vermede diğer diyetlerden daha etkili midir?

Bir yıldan uzun süren 13 çalışmanın meta-analizinde, araştırmacılar ketojenik diyetin yüksek karbonhidratlı, düşük yağlı stratejilere göre bir kilogramdan daha az kilo kaybı ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır.Bu fark, istatistiksel olarak anlamlı olmasına rağmen, klinik olarak önemli olmayabilir. Ayrıca, 32 kontrollü beslenme çalışmasının bir meta-analizi, ketojenik diyetlere kıyasla düşük yağ diyetleri ile enerji harcamasının ve yağ kaybının daha yüksek olduğunu buldu.

Kilo kaybıyla sonuçlanan herhangi bir diyet bunu yapar çünkü kalori alımını azaltır. Kilo kaybı için kullanıldığında ketojenik diyet de farklı değildir. En göze çarpan sorular sürdürülebilir olup olmadığı ve uzun süreli sağlığı destekleyip desteklemediğidir.

Geniş çapta düşük karbonhidratlı diyet literatüründe gözlemsel çalışmalar, tüm nedenlere bağlı ölümlerin artmış olduğunu öne sürmesine rağmen, bildiğimiz kadarıyla yapılan hiçbir çalışma, kardiyovasküler olaylar veya mortalite için ketojenik diyetleri değerlendirmemiştir.

Tip 2 Diyabet ve Ketojenik Diyet

Tip 2 diyabetin tedavisinde ketojenik  diyetin rolü nedir? Tip 2 diyabetli kişilerde ketojenik diyetin yayınlanmış, randomize olmayan bir çalışması, ketojenik grupta 1 yılda Hemoglobin A1c’de % 1.3 azalma olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, bu bulgular dikkatli yorumlanmalıdır, çünkü ketozis  grubu gönüllü bir gruptu ve kontrol grubuna sunulmayan yoğun teknolojik ve davranışsal destek aldı.
Uzun dönem (year 1 yıl) randomize çalışmalar farklı bir hikaye anlatıyor. Kilo kaybı için düşük yağlı diyetlerle ketojenik diyetin karşılaştırıldığı randomize uzun süreli çalışmaların bir meta-analizi, tip 2 diyabetli kişiler arasında glisemik kontrolde fark olmadığını bildirmiştir

Tip 2 diyabet, insülin direncine bağlı karbonhidrat intoleransı ile karakterizedir. Karbonhidratların kısıtlanması (ketojenik diyette olduğu gibi) glisemik kontrolü geçici olarak iyileştirebilir ve herhangi bir şekilde kilo kaybı insülin direncini iyileştirebilir. Bununla birlikte, ketojenik diyetlerin, baklagiller, tam tahıllar ve meyveler gibi sağlıklı karbonhidrat bakımından zengin gıdaların tüketimine rağmen glisemik kontrolün iyileştirildiği diğer diyet yaklaşımlarının aksine, kilo kaybından bağımsız olarak karbonhidrat intoleransını spesifik olarak geliştirdiği konusunda herhangi bir kanıt yoktur.

Ketojenik diyetin başka olası yararları var mı?

Ketojenik diyetin serum lipid seviyeleri gibi kardiyovasküler risk faktörleri üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, kanıtlar, LDL kolesterolün ve apo-B içeren lipoprotein seviyelerinin, kilo kaybına rağmen  ketojenik diyetle birlikte iyileşemediğini  hatta önemli ölçüde arttırdığını göstermektedir. Her ne kadar HDL  kolesterol seviyesinde bir ketojenik diyetle eşzamanlı bir artış olsa da, tarihsel olarak, HDL kolesterol seviyesini arttırmak için kullanılan çeşitli müdahaleler kardiyovasküler olaylarda azalmaya çevrilmemiştir.

Ketojenik diyetin risk-fayda dengesi açısından, olası olumsuz etkiler bir duraklama verebilir. Pediyatrik epilepsinin tedavisi için ketojenik diyetler, nispeten iyi huylu ama uygunsuz “keto gribi”, yorgunluk, zayıflık ve gastrointestinal rahatsızlıkların indüksiyon periyodu, daha az yaygın ancak daha ölümcül selenyum eksikliğinden kaynaklanan kardiyak aritmi oluşumuna kadar çeşitli yan etkiler ortaya çıkarmaktadır. Diğer belgelenen yan etkiler, böbrek taşı, kabızlık, ağız kokusu, kas krampları, baş ağrıları, diyare, sınırlı büyüme, kemik kırıkları, pankreatit ve çoklu vitamin ve mineral eksikliklerini içerir.

Bununla birlikte, ketojenik diyetin göz ardı edilebilecek en harika riski: Yüksek lifli, rafine edilmemiş karbonhidrat yememenin fırsat maliyeti. Kepekli tahıllar, meyveler ve baklagiller gezegendeki sağlığı teşvik eden yiyeceklerden bazılarıdır. Tip 2 diyabet veya obezite artışlarından sorumlu değillerdir ve bu yiyeceklerden uzak durmak sağlığımıza zarar verebilir. 45 prospektif çalışmanın sistematik bir incelemesinde ve meta-analizinde araştırmacılar, tam tahıl alımının, koroner kalp hastalığı, kardiyovasküler hastalık, toplam kanser ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde doza bağlı bir azalma ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Benzer bulgular meyve ve baklagillerde de görülmüştür. Neredeyse tüm uzmanlar, yüksek oranda işlenmiş, rafine edilmiş karbonhidrat bakımından zengin gıdalardan kaçınılması gerektiği konusunda hemfikirdir. Rafine edilmiş ve rafine edilmemiş karbonhidratlar arasındaki farkı bulanıklaştırmak ve böylece her ikisini de hariç tutmak rafine edilmemiş karbonhidratların sayısız sağlık yararını engellemektedir.

Ketojenik diyetin neden olduğu riskler, popülasyonların çoğunun, hepsinin olmasa da, kronik ketozisi önlemek için yeterli karbonhidrat tükettiğini açıklayabilir. Popüler yanılgıya rağmen, tarihsel olarak minimal karbonhidrat diyeti uygulayan  Inuit bile, keton üretimini engellemek için yaygın bir genetik mutasyona sahiptir.

Genetik mutasyonun nedeni bilinmemekle birlikte, keton üretimini en aza indirerek hayatta kalma avantajı sağlayabilir. Buna karşılık, en uzun yaşayan popülasyonlardan bazıları olan Mavi Bölge toplulukları (örneğin Yunanistan, Japonya), günlük kalorilerin % 50’sini aşan bir karbonhidrat gıdasına  dayanmaktadır.

Her ne kadar ketojenik diyet obezite ve tip 2 diyabet gibi kronik hastalıkların diyet tedavisi için çok dikkat çekmiş olsa da, kullanımını destekleyen kanıtlar şu anda sınırlıdır ve diyetin potansiyel riskleri gerçektir. Doktorlar ve hastalar, ketojenik diyetin yararlarını ve risklerini reklamlara aldanmadan, kanıtlara uygun bir şekilde değerlendirmeye devam etmelidir.

Kaynak: https://jamanetwork.com/journals/jamainternalmedicine/fullarticle/2737919

Categories
Obezite

Obezite ve Diyabet Birlikteliği

Obezitenin Yol Açtığı En Büyük Sorunlardan Birisi: Şeker Hastalığı (Tip 2 Diyabet)

Obezite çağımızın en büyük sorunlarından biridir ve tüm dünyada gittikçe artış
göstermektedir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre nüfusun yaklaşık %34’ü
obezdir. Ülkeler bazında yapılan araştırmada obez nüfustaki artışa bakıldığında Türkiye
Avrupa ülkeleri arasında 1 sıradadır. Dünya sıralamasında ise ülkemiz obezite artış oranında
Amerikayı bile sollayarak 13 Sıraya yükselmiştir. Bu tablo geleceğimiz açısından son derece
ürkütücüdür ve obeziteyle mücadelede toplumun tüm bireylerine, ebeveynlere, bizlere
büyük görevler düşmektedir.
Obezite yol açtığı çeşitli hastalıklarla insan ömrünü kısaltan kronik bir hastalıktır. Obezitenin
yol açtığı bu hastalıkların başında da tip 2 diyabet yani şeker hastalığı gelmektedir. Obezite
ve şeker hastalığı adeta kardeş gibidir. Bugün dünya üzerinde 415 milyon şeker hastası
vardır ve bu rakam 2019 yılında maalesef 600 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir.

Şeker Hastalığı Oluşumundaki Risk Faktörleri

Şeker hastalığı oluşumundaki risk faktörlerine baktığımızda ilk sırada obezite yer almaktadır.
Obezite ve diyabet küresel bir sorundur. Dünya diyabet federasyonunun verilerinden size
çarpıcı örnekler vermek gerekirse:
1- Dünyada Her 11 yetişkinden 1’i diyabet hastasıdır( 415 milyon)
2- Her 2 diyabetli yetişkinden biri şeker hastası olduğunu bilmemektedir.
3- Her 6 saniyede 1 kişi şeker hastalığı ( tip 2 diyabet) nedeniyle hayatını kaybediyor.
4- Küresel sağlık harcamalarının %12’si şeker hastalığı için harcanıyor(672 milyar dolar)
Peki bir kişinin şeker hastası olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Basitçe anlatacak olursak:
– Bir kişinin açlık kan şekeri 126 mg/dl ‘nin üstündeyse bu kişi şeker hastasıdır.
– Eğer bir kişinin tokluk 2 saat kan şekeri 200 mg/dl ‘nin üstündeyse yine bu kişi diyabet
hastasıdır.

Normal bir insanda şeker vücudumuza girdiğinde pankreastan insülin salgılanır ve glukoz bu
insülin sayesinde dokulara etkili bir şekilde dağıtılmaktadır. Kilo sorunu olanlarda obezlerde
yağ dokusu insülin hormonunun bu görevi tam olarak yerine getirmesini engelleyerek adeta
ona düşman gibi davranır. Bu aslında insülin direnci dediğimiz durumun nedenidir. İnsülin
direnci dediğimiz durum aslında şeker hastalığının başlangıcıdır ve kilo sorunu olan obezlerin
çoğunda görülmektedir. Halk arasında gizli şeker denilen durum budur. Buna karşı bir önlem
alınmazsa ileride bu durum aşikar şeker hastalığına yol açar. Şeker hastalığı kronik ciddi bir
hastalıktır. Kan şekerinin sürekli yüksek olması bütün organlarda tahribata yol açarak böbrek
yetmezliği , görme kaybı ve kalp damar hastalıkları başta olmak üzere bir çok olumsuz
duruma yol açar ve insan ömrünü kısaltır.
Obezite ve şeker hastalığı arasında kuvvetli bir birliktelik bulunmaktadır. Bu açıdan
bakıldığında aslında obeziteyle mücadele aynı zamanda şeker hastalığı( tip 2 diyabetle ) ile
mücadele anlamına da gelmektedir. Bilindiği gibi Bu mücadelede obezite cerrahisi en etkili
yöntemdir. Günümüzde Obezite cerrahisinin dünya genelinde bu kadar yaygınlaşmasının bir
nedeni de kilo kaybından bağımsız hormonal etkilerle şeker hastalığını iyileştirici etkisinin de
olmasıdır. Bariatrik ve metabolik cerrahi kavramı aslında bu şekilde ortaya çıkmıştır.
Sonuç olarak obeziteyle etkili mücadele ileride oluşabilecek obezite ilişkili hastalıklarla da
mücadele anlamına gelmektedir. Bunların başında da tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ilk sırada
yer almaktadır.

Categories
Obezite

Porsiyon Kontrolü İçin Gerekli Mutfak Aletleri

Mide küçültme ameliyatı sonrasında (veya yediklerinize dikkat ederek daha sağlıklı beslenmek istediğiniz noktada) porsiyonlarınızı kontrol edebilmeniz için kullanabileceğiniz mutfak aletlerini sizler için bir araya getirdik. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki; paylaştığımız bu aletlerin markalarıyla ve satılan web siteleriyle hiç bir ilişkimiz yoktur. Amacımız; sizlerin bu süreci en iyi şekilde devam ettirmenize yardımcı olmaktır.

Blender Ürünleri

Ameliyat sonrasında mideyi zorlamamak önemli. Bundan dolayı, mideyi zorlamamak adına sıvı ve püre şekline getirilmiş gıdalar kullanmak, bu süreci daha rahat atlatmanıza yardımcı olacaktır. Bu konuda en büyük yardımcımız; Blenderlar…

Blender ile tek bir tuşa basarak, ihtiyacınıza en uygun ve midenizi zorlamayacak nitelikte ürünleri kolayca hazırlayabilirsiniz. Biz mutfağımızda bu konuda Tefal’i tercih ettik. Sizler için ise ; önerdiğimiz modele bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Hassas Teraziler

Porsiyon kontrolüyle birlikte, tüketilen gıdaların protein, karbonhidrat ve yağ gibi değerlerinin de hesaplanması oldukça önemli. Bunu takip edebilmek için hassas bir mutfak terazisi almanızı öneriyoruz.  Bizim mutfağımızda tercih ettiğimiz ve önerdiğimiz ürüne bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Soyucu ve Rendeliyici Ürünler

Ameliyat sonrasında, makarna ve pilav gibi yüksek karbonhidrat ve yağ içeren besinler yerine önceliğinizi protein ağırlıklı beslenmeye vermeniz gerekli. Ama sebzelerle pek aranız yoksa bu durumu daha eğlenceli hale getirecek önerilerimiz var. Bu ürünleri kullanarak sebze yemeklerini daha eğlenceli bir hale getirip farklı ve lezzetli yiyecekler hazırlayabilirsiniz. “Domates soslu kabak spagetti” denemeye ne dersiniz? Önereceğimiz ürüne bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Cam Salata Kavanozları

Ameliyat sonrası, kendi beslenme biçiminize uygun olan yiyecekleri, ne yazık ki her an her yerde bulabilmek çok zor. Fakat, beslenme sürecimize dikkat etmemiz gerekmekte. Bundan dolayı, yoğun iş temposu içerisinde ve günlük hayatta, yeni yemek alışkanlıklarınıza uygun olan besinleri yanınızda taşımanız, yemek rutinini ve disiplilini bozmamanız için çok önemli. Özellikle dışarıda acıktığınızda kendinize uygun yiyecek bulmanız çok zor. Bundan dolayı en iyi alternatif, kendi yiyeceklerinizi yanınızda taşımak. Kendi ihtiyaçlarınıza göre hazırlayacağınız salataları yanınızda taşımak ve ihtiyacınız olduğunda tüketmek için kullanışlı cam salata kavanozlarına buradaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Buharlı Pişiriciler

Alternatif pişirme yöntemleri, sebzeler içerisindeki vitamin ve minarellerin kayıplarına neden olabilmekte. Bundan dolayı yediğimiz gıdalardan en iyi şekilde yararlanabilmek için en doğru pişirme yöntemini tercih etmemiz gerekmekte. Buharlı pişirme yöntemi, besinlerden maksimum fayda sağlamak için doğru bir tercihtir. Önerdiğimiz ürünü ise bu linke tıklayarak görebilirsiniz.

Categories
Obezite

Obezite Doğurganlığı Nasıl Etkiliyor?

Bugün dünya genelinde 500 bin yetişkin, obez ve 1 milyara yakın insan da fazla kilolu.  Son 15 yılda  20 yaş üstü kadınlarda  obezite oranı %40  artış göstermiş durumda. Ülkemizde de durum benzer. Kadınlarımızın %30’u obez. Obezite her iki cinste doğurganlığı  ciddi oranda azaltıyor. Bu duruma infertilite yani kısırlık deniyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanların artık daha geç evlenmesi,  şehir hayatının olumsuzlukları, beslenme tarzı, sigara alkol gibi alışkanlıklar zaten doğurganlığı olumsuz etkilerken  obezite, her iki cinste  durumu daha da kötüleştiriyor.

Yapılan araştırmalar hafif obez bayanlarda gebe kalma başarısının normal kilolu kadınlara göre %26 daha düşük olduğunu gösteriyor. Ciddi kilolu kadınların gebe kalama başarısı normal kilolu kadınlara göre %40 daha düşük.

Belki duymuşsunuzdur  özellikle genç bayanlarda polikistik over sendromu(PCOS) diye tanımlanan bir hastalık var.  Polikistik overli kadınların büyük çoğunluğun (%60’ı) obez  veya fazla kilolu olduğunu biliyor muydunuz? Büyük çoğunluğunda kilo problemi olan polikistik overli kadınlardaki en belirgin bulgu adet düzensizliği. Kiloluysanız ve adet düzensizliğiniz varsa polikistik over sendromu açısından incelenmeniz gerekiyor.

Peki obezite nasıl doğurganlığı etkiliyor?

Biliyorsunuz yağ dokusu vücutta büyük bir endokrin  organ olarak çalışıyor. Bu yağ dokusu kadınlık hormonlarının (östrojen, progesteron) işleyişini olumsuz etkileyen maddeler salgılayabiliyor. Yağ dokusunda kadınlık hormonları değişime uğrayabiliyor. Androjen artışı dediğimiz durumla bu kadınlarda erkeklik hormonu testesteron daha çok salgılanıyor. Bu gibi nedenlerle kadınlardaki  aylık  hormonal ritim bozuluyor ve yumurtalıklar ovulasyon dediğimiz normal yumurtlama yeteneğini gerçekleştiremiyor.  Obezitenin şiddeti arttıkça  durum daha da kötüleşiyor.

Obezite erkeklerde de doğurganlığı olumsuz etkiliyor. Obez olan erkeklerde testesteronun bir kısmı  yağ dokusunda  kadınlık hormonuna dönüşüyor. Bu da  erkeklerde jinekomasti denen meme büyümesine neden olabiliyor.  Obez erkeklerde  hormonal dengesizlik ve başka faktörlere bağlı olarak sperm kalitesi düşüyor ve sperm hareketleri olumsuz etkileniyor. Bu ve bir çok nedenden dolayı obez erkeklerde infertilite yani kısırlık normal kilolu erkeklere  göre daha fazla oranda görülüyor.

Polikistik over sendromu ve obezite arasında çok sıkı bir ilişki var. PKOS nedeniyle adet düzensizliği olan kadınlar bir şekilde kilo verdikleri zaman  adetleri düzene giriyor.

Günümüzde obezitenin en etkili tedavisi  bilindiği gibi obezite cerrahisi. Şişmanlık ameliyatları içinde de en sık başvurulan yöntem mide küçültme ameliyatı. Artık  çocuk sahibi olmak isteyip bunu başaramayan çiftlere kadın doğum doktorları  tüp bebek yönteminden önce obezite cerrahisini öneriyorlar. Çocuk sahibi olmak istediği halde bir türlü bunu başaramayan obez kadınlar  mide küçültme ameliyatıyla fazla kilolarından kurtulduktan sonra çok daha kolay hamile kalıyorlar. Obezite cerrahisi sonrası 1-1,5 yıl kalmamak gerekiyor.  Bu süre tamamlandıktan sonra hamile kalan bayanlarda hem anne hem de bebek için gebelik süreci çok daha sağlıklı oluyor. Yapılan çalışmalar da bunu destekliyor.

Categories
Obezite

Tüp Mide Ameliyatı

Tüp Mide ameliyatı (Mide küçültme ameliyatı), midenin belirli bir bölümünün ( yaklaşık % 80 ) ameliyat ile alınması suretiyle gerçekleştirilen bir ameliyattır. Midenin % 80’lik kısmı alınıp mide küçültüldüğü için bu ameliyat Mide küçültme ameliyatı olarak da adlandırılır. Aynı zamanda küçülen midenin şeklinin tüpü andırması sebebiyle, tüp mide ameliyatı da denilmektedir.Tüp mide ameliyatı, günümüzde en çok yapılan şişmanlık ameliyatlarından birisidir. ABD’de bu konuda yapılan her 5 ameliyattan 3 tanesi ( % 60’ı) mide küçültme ameliyatıdır. Ülkemizde ise bu oran % 80’dir.

 

Tüp Mide Ameliyatı Kimlere Yapılır?

  • Tüp mide ameliyatı, şişmanlık (obezite) sorunu yaşayan ve defalarca uyguladığı diyet programlarıyla bir sonuç alamayan kişilere yapılmaktadır. Bu süreçler sonrasında kilo veremeyen kişilerin aşağıdaki şartları taşımaları halinde tüp mide operasyonuna karar verilebilir.
  • Vücut kitle indeksi(*) sonucu azami kiloyu aşmış olması (Azami kilonun 25-30 kilo üzerine çıkmış olması) gereklidir.
  • Bu ameliyat 18-65 yaş arası hastalarda uygulanabilir. Bunun dışında kalan yaşlar için bazı şartlar gereklidir.

Tüp Mide Ameliyatı Kaç Saat Sürer?

  • Bu ameliyat, ameliyat öncesi hazırlıkları hariç yaklaşık 45 dakika sürmektedir.

Tüp Mide Ameliyatı Öncesi Neler Yapılır?

  • Ameliyattan 8 saat önce sıvı alımı ve 12 saat önce de katı gıda tüketilmemesi gerekir. Genel anestezi alınacağı için bu önemli bir konu.
  • Ameliyat öncesinde hasta; kan tahlili, idrar testi, elektro kalp grafiği, solunum sisteminin kontrolü gibi testlerden geçirilip, herhangi bir sorun ile karşılaşılmadığı durumda ameliyata alınmaktadır.
  • Eğer ameliyat öncesi herhangi bir şey yediyseniz bunu doktorunuza iletmeniz gerekir. Bu durum ameliyatın ertelenmesine neden olacak kadar önemlidir.
  • Ameliyat öncesi aspirin kullanmayın. Kullandıysanız mutlaka doktorunuza bilgi verin.
  • Ameliyat süreci için yanınıza kolay değiştirilebilir rahat kıyafetler almanızı öneririz. Hastanede yattığınız süre içerisinde serum desteği alacağınız için kıyafet seçimi önemli.

Tüm Mide Ameliyatı Sonrası Süreç Nasıl Olur?

  • Ameliyat sonrası gözlem alanında bir müddet gözlem altında tutulursunuz.
  • Cerrahınız ve anestesi doktorunuzun kontrolü ve onayı sonrası odanıza transfer edilirsiniz.
  • Ameliyat sonrası yaklaşık 3 saat içerisinde kendinize gelmiş olursunuz.
  • Hatta yürüyebilirsiniz bile.
  • Ameliyattan bir gün sonra filminiz çekilir ve midenizden sıvı geçişinin kontrolü yapılır. Bunun için size radyolojik bir sıvı içirilir. Bu testin sonuçlarına göre su içmeye başlayabilirsiniz.
  • Ağızdan yeterli ölçüde sıvı alabilir hale geldikten sonra taburcu edilirsiniz.
  • Taburcu olmadan önce, hastane sonrası süreçle ilgili bilgilendirilirsiniz. Bu bilgilendirmede, beslenme programınız, kullanmanız gereken ilaçlar ve dikkat etmeniz gereken konular yer alır.

Tüp Mide Ameliyatı ile İlgili Diğer Soru ve Cevaplar;

[sp_easyaccordion id=”4139″]

Categories
Obezite

Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği’nden Önemli Açıklamalar

İçindekiler

Categories
Videolar

Tüp mide ameliyatı sonrası yapılması gerekenler…

Categories
Videolar

Şişmanlık cerrahisinde başarısızlık nedenleri. Kimlere tekrar ameliyat önerilir?

Categories
Videolar

Vitamin eksikliği obeziteyi tetikler mi?

Categories
Videolar

Tüp mide ameliyatı sonrası depresyon hayatımızı nasıl etkiliyor?